Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanmanın Mali Sonuçları

Türkiye’de boşanma oranları sürekli merak edilen bir konu olmuştur. 1970 ve 1980 li yılların oranlarına baktığımızda boşanma oranları oldukça düşüktür.. Sonraki yıllarda ise bu oranlar yükselerek önceki yıllara nazaran %80 civarında artışlar gözlemlenmiştir.

Boşanmaların doğal sonucu olarak mali konular en önemli problemler olarak göze çarpmaktadır. Taraflar arasında muharebe sonrası ganimet paylaşımını andıran durumlar ve davranışlar gözlemlenmektedir. Bu sorunların çözümünde yargıçlara büyük görevler düşmekte ayrıca kanuni düzenlemeleri yaparken de yasa koyucuların hazırladıkları metinlerin uygulanabilir olması gerekmektedir.

743 sayılı Kanun’a 3444 sayılı Kanun ile önemli değişiklikler getirilmiş, yoksulluk nafakasının süresi konusundaki sınır kaldırılarak, süresiz talep edilebilme imkanı tanınmıştır. Ayrıca, 4721 sayılı Kanun ile kadın erkek eşitliği esas alınarak yoksulluk nafakası isteyebilme şartları konusunda kadın ve erkek için aynı şartlara tabi tutulmuştur. Buna göre erkeğin refahta olması şartı kaldırılmıştır.

4721 sayılı Kanunla 177. madde hükmü ile boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmiş, bu hükümle zaten nafakaya muhtaç olduğu için dar gelirli olan nafaka alacaklısının davalının yerleşim yerinin bulunduğu yargı çevresine getirtilmesi suretiyle zor duruma sokulması önlenmek istenmiştir.

743 sayılı Kanun’da maddi tazminat talebi için tazminat talebinde bulunan tarafın kusursuz olması aranıyordu. Ancak, boşanmada taraflardan tam olarak kusursuz olanına çok nadir olarak rastlanılacağı göz önüne alınarak, 4721 sayılı TMK. ile daha az kusursuz tarafın dava açabilmesine imkan verilmiştir. Ortak kusur halinde hakim BK. m.44 gereği indirim yapabilecektir. 743 sayılı Kanun’da manevi tazminat isteyebilmek için boşanmaya sebebiyet veren olaylarda talepte bulunan tarafın kişilik haklarının ağır bir şekilde zedelenmesi aranırken, TMK.’ da ise manevi tazminat talebi bakımından talepte bulunanın kişilik hakkına tecavüz yeterli görülmüştür. Böylece düzenleme, 04.05.1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunla değişik BK. m.49’a uyumlu hale getirilmiştir. 104 Gerek maddi gerekse manevi tazminat konusunda düzenlemeler dikkate alındığında İsviçre’deki çözümlerin benimsenmesi daha isabetli olacaktır.

TMK. m. 174 vd. hükümleri kaldırılarak, BK.m.41 ve devamındaki genel hükümlere bırakılması daha isabetli olacaktır. Zira, boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi hukuksal niteliği itibariyle haksız fiildir. Yalnız aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlalinden kaynaklanan bir haksız fiil olduğu gözden kaçırılmamalıdır. TMK. m.178 hükmü ile boşanmadan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının 1 yıl içinde açılabileceği belirtilmiş, uygulama ve doktrinde ne zaman açılacağı çelişkili olan zamanaşımı süresi açıklığa kavuşturulmuş. Yine TMK. m.176/4 hükmü ile tazminat ve nafakaların tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde arttırılma ve azaltılmasına karar verileceği hükmü öngörülmüştür.

4721 sayılı Kanunla boşanmanın mali sonuçları yanında, kadının boşanma sonrası soyadı sorunu, boşanmanın mirasçılığa etkisi gibi birçok aile hukuku konusu açıklığa kavuşturmuştur ki, hala tartışmalı olan noktaları bulunmaktadır.

Tüm bu düzenlemeler yeterli olmamakta insan ve sorunları değiştikçe yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle hakimlere yol gösterici düzenlemelere ihtiyaç duyulmakta, İsviçre, Alman Hukuku’ndaki örnek alınabilecek düzenlemelerin Türk Hukuku’na uyarlaması ile sorunlara karşı ortak bir çözüm yoluna gidilebilmelidir. Şöyle ki; örneğin maddi tazminat ve manevi tazminat miktarında her hakim farklı bir kriterle kendince haklı bir miktar tespit ederken uygulama birliği olmamakta, bazen istenmeden de olsa haksızlıklara yol açılmaktadır. İsviçre’de maddi tazminat takdirinde benimsenen kriter güzel bir örnek teşkil etmektedir. Zira ilgili düzenlemede evlilik süresi dikkate alınmış, kısa süreli bir evlilikte, çocuk sahibi de olunmamışsa değerlendirmenin daha farklı olması gerektiği vurgulanmış, evlilikteki yaşam standardını boşandıktan sonra da sağlamanın kriterleri açısından örnek bir uygulama teşkil etmiştir.

Yoksulluk nafakası istenebilmesinin her iki taraf için aynı şartlara tabi tutulması kadın erkek eşitliği açısından isabetli olduğu düşünülse de toplumumuzda gerek kadınların çalışma oranı, gerekse kadının doğası gereği daha güçsüz olduğu düşünülürse zaten ancak refahta ise kadın yoksulluk nafakası verebilecek, refahta olup boşandıktan sonra da düzgün bir yaşam düzeyine sahip olması zor şartlara tabi olmaktadır. Dolayısı ile doğal farklılıkların görmezden gelinip körü körüne eşitliğe taraflar olunmamalı, pozitif ayrımcılık her iki eş için de esas alınmamalıdır.

Yoksulluk nafakası konusunda arttırılma enflasyon oranlarına göre belirlenmesi, ödenme şeklinin mümkün olduğunca irat şeklinde hükmedilmesi böylelikle nafakanın değişen durumları ve yılları kapsayacak şekilde belirlenmesi öngörülebilecek yasal düzenlenmesi gerekli durumlardır.

+90 (222) 240 35 35 +90 (554) 166 35 35 Online Randevu Online Ödeme